skip to Main Content
Eklem İçi ‘Hyaluronat’ Enjeksiyonu

Eklem İçi ‘Hyaluronat’ Enjeksiyonu

Sodyum hyaluronat enjeksiyonu, eklem kıkırdağının aşındığı ve medikal tedavilerin işe yaramaması durumunda uygulanır. Hyaluronik asit, eklemlerde zaten var olan kayganlaştırıcı bir maddedir ve eklem çalışması esnasında oluşan yüklenme baskısını dağıtmaya ve emmeye yarar.

Sağlıklı bir eklemde, aynı bir bisikletin dişlilerinin çalışmasını kolaylaştıran yağ gibi, sürtünmeyi kolaylaştıran bir sıvı bulunur. Bu sıvıyı diz eklemini çepeçevre saran zar (sinovya) üretir. Bu sıvı ekleme gelen yükleri emer. Osteoartrit (artroz- kireçlenme) hastalığında bu sıvının içinde bulunan hyaluronat maddesinin kalitesi bozulur. Hyaluronat kaybı ise eklemde sertlik ve ağrı yapmaya başlar. Viskosupplementasyon ( eklem boşluğuna kaygan sıvı verilmesi) ismi de verilen işlem ile eklem gıcırdayan bir menteşeye yağ dökülmesi gibi viskositesi yüksek sodium hyaluronat enjekte edilerek bir nevi yağlanmış olur.

Bu tedavi ilk olarak Macar bir bilimadamı olan Endre Balasz tarafından 75 yıl önce önerilmiş. Ancak 1987 de ilk hyaluronic acid enjeksiyonları eklemlere yapılmaya başlanmış. İlk zamanlar tüm ülkelerde onaylanmamış olan bu tedavi ile ilgili yayınlar çıktıkça uygulanma yaygınlığı artmış.

2006 yılında yayınlanan bir çalışmada bu enjeksiyonların eklem ağrısını %28-54 oranında azalttığı bildirilmiş ki bu da zaten en iyi ağrı kesiciler ile ulaşılan bir orandır. Ağrı kesicilerin yan etkileri düşünüldüğünde hyaluronic acid tedavisi daha avantajlı olabilir. Diğer bir avantajı ise günlük aktivitelerde %9-32 oranında bir artış görülmektedir. Eklem zarına bu maddeyi üretmesi için hatırlatıcı bir teşvik yaptığına dair çalışmalar da vardır.

Bu enjeksiyonun faydaları yapıldıktan ortalama 3-5 hafta sonra hissedilmeye başlanır. Hastaların hemen duasını alabilen diğer bir enjeksiyon olan kortizon (kortikosteroidler) ise ağrı kesici etkisini birkaç gün içinde gösterir fakat 1 ay sonra bu ağrı kesicilik azalmaya başlar; daha da kötüsü kortizon enjeksiyonları eklem kıkırdağının yıkımına yol açmaktadır.

Sonuçta bu tür enjeksiyonlar sihirli değildir. Hastalığı geri çevirmez, yapılan eklemde var olan bozulma derecesine göre fayda gösterir, hastanın yaşam kalitesini artırabilir. Çoğu hasta bunu artık çok aşınmış eklemlerine ameliyattan kurtulabilmek adına yaptırmak istemektedirler fakat bu enjeksiyonların böyle bir amacı ve işlevi yoktur. Tüm ağrı giderici, hayatı kolaylaştırıcı avantajlarının düşünüldüğü kadar yüksek olmadığı da dünyanın birçok ülkesinde yapılan değişik çalışmalarda gösterilmiştir.

Bu enjeksiyonu diğer temel tedavilerin yetmediği yerlerde yardımcı olarak seçilmiş hasta gruplarında kullanmak faydalı olmaktadır. Bunun dışında herhangi bir kalıcı tedavinin de alternatifi olarak görülmemelidir.

Back To Top